Temmuz 2009 Arşivi

Hasbihal – Dost Muhabbeti

Zaman çok hızlı geçiyor. İlk deli-prof.net sitesini açalı 10 seneden fazla geçmiş. GamePro dergisinde ilk köşe yazım yayınlanalı tam on sene olmuş. Üniversiteden mezun olalı sekiz, evleneli 6,5 sene geride kalmış. Bilişim sektöründe on yıla yakın bir süredir çalışıyorum ve bunun yedi senesi yöneteci sıfatı ile geçti. İnsan bunca süre içinde ne kadar çok şeyin ne kadar hızlı değiştiğine şahit oluyor, bunu dile getiriyoruz sürekli ama geriye dönüp bakınca şaşırmadan da kalamıyoruz.

Bu gün FaceBook, Twitter ve FriendFeed gibi siteler yaşantımızın bir parçası olmuş. Bu sitelere ne yaptığımızı yazmadan, resimlerimizi paylaşmadan geeçen bir günümüz (hadi biraz daha basit bakalım; bir haftamız) var mı? Peki neden? Aslında cevabı çok basit; bu servisler insanoğlunun en temel iç güdülerinden olan BİLİNMEK, TANINMAK ve İLGİ GÖRMEK dürtülerinin en kolay tatmin edilebildiği platformlar. Çok iyi hatırlıyorum ilk deli-prof sitesinin HTML kodlarını yazarken kafamdaki tek düşünce bildiğim herşeyi, herkes ile paylaşabilmekti. Ancak yıllar geçince görüyorum ve anlıyorum ki insanların ilgilendiği sadece yapmak isteyip elde edemediklerine öykünmekten öteye geçemiyor. Modern iletişim platformlarında paylaştıklarımız makyajlanmış süslü birer kukladan yapmaktan öteye taşımıyor bizleri.

5 sene ilkokul, 7 sene ortaokul ve lise (Anadolu Lisesi), 5 sene üniversite (İngilizce hazırlık ve lisans), 3 sene yüksek lisans… Toplayalım bakalım; 20 sene ediyor. Bir insanı 20 sene eğitiyoruz, öğretiyoruz peki ne kadar verim elde edebiliyoruz? Başkalarını değil aslında kendimi sorguluyorum değerli okuyucum. 20 sene yatırım yapılan bir insanın bir iPhone almak için kaç tam iş günü harcaması lazım sizce? Hayatımızdaki değerleri hiç böyle ölçmeyi denediniz mi? Bir LCD ekran için, yeni bir PC veya Notebook için, haydi teknolojiyi geçtim bir çanta, ayakkabı gibi basit şeyler için kaç saat, kaç gün çalışıyorsunuz? Hepsini uç uca eklediğimizde, ömrümüzün ne kadarını kalıcı değerler üretebilmek ve bu değerleri gelecek nesillere aktarabilmek için kullanıyoruz? Modern yaşantının modern beklentilerini, moda ile paralel devam ettirme zorunluluğunu boynumuza bir yular gibi takan kimler? Aslında takanları sorgulamaktansa bu yuları çıkarıp atmadığımız için kendimizi sorgulamamız lazım.

Kimi zaman beynim buharlı bir trenin buhar kazanı gibi oluyor. Yüzlerce düşüncenin hücum ettiği, beni sıkıştırdığı bir dar mekân halini alıyor. Üstelik verilen emeklerin boşa gittiğini görmek insanı üzüyor ve içinden çıkılmaz bir kısır döngüye hapsediyor. Bir çıkış yolu arıyorum; yıllardır ilgilendiğim sevdiğim konular ile alakalı doktora çalışması yapayım, akademiye geri döneyim diyorum. Bakıyorum koskoca Türkiye’de ilgilendiğim alanda çalışan bir insan yok. Herkes topu bir birine paslıyor. Bir kitap yazayım diyorum, çevrem; “Uğraşma, değmez. İngilizceden çevirsen aynı sonucu elde edersin.” diyor. Sadece sevdiğim işi yapayım, projelerimi hayata geçireyim diyorum ama bu seferde yaşantımı kendisine köle etmiş ihtiyaçlara harcanması gereken zamanların toplamından geriye kalan boşluk ancak sakinleşmeye yetiyor. Çok mu karamsarım? Bilemiyorum ama bir çıkış kapısı da göremiyorum. İşin esas kötü yanı kendimde bir nümunesini yaşadığım bu hayat bir topluma sirayet etmiş, önlenemez bir bulaşıcı hastalık haline gelmiş. Çaresizliğine gülen, yalanlara ağlayan bir zihniyet her yerde cirit atıyor…

Ümidimi kırmadan son bir çaba… Son bir nefes…

Dört mevsimin birden yaşandığı bu topraklarda güneş batalı çok olmuş, mum ile ümit arıyoruz sabahsız gecelerde…

Okuyup da biraz olsun değer verenlere saygı ve hürmetlerimle…

Kötüİdare ederİyiÇok iyiMükemmel (4 kişi değerlendirmiş, ortalama: 5 üzerinden 5,00)
Loading...
Comments (2) Yazdır Yazdır ePosta ile Gönder ePosta ile Gönder