Küçülen Teknoloji & Daralan Zaman Kavramı

Baba veya anne olanlar bilirler, çocuğunuz ile sürekli beraber olduğunuz için siz çok fark etmezsiniz ama çevrenizdeki insanlar çocuklarınızı her gördüklerinde; “Aman da aman! Ne kadar büyümüş minik bızdık!” deyiverirler. Bu gerçeği ikinci kızım dünyaya geldiği günden itibaren açıkça fark ettim. Henüz iki yaşını doldurmamış ilk kızım, gözümüzde bir anda öylesine büyüyüverdi ki bir anda abla oluverdi sanki. Oysa kardeşiyle arasındaki yaş farkı sadece 22 aydan ibaret.

Sürekli bir teknolojik gelişimden bahsediyoruz. Günlük yaşantımızda teknolojiyi takip etmenin ne kadar güçleştiğinden dem vuruyoruz. Oysa suyun varlığından haberdar olmayan balıklar gibi daralan zaman kavramının içinde seyreden yaşantımızda meydana gelen değişikliklerin çok farkında değiliz. Nasıl ki sürekli beraber olduğumuz için çocuklarımızın büyüdüklerini fark etmiyorsak aynı şekilde daralan zamanı da kavramakta güçlük çekiyoruz.

On beş sene önce bir arkadaşınız ile buluşmak için harcadığınız zaman ile şu anda harcadığınız zamanı kıyaslarsanız daralan zaman ile ifade etmek istediğim kavramı daha iyi anlayabilirsiniz. Her geçen gün bir işi yapmak için harcadığımız zaman bir önceki güne göre daha kısa bir hal almakta. Bazılarınız aslında yaşantımızın süratlendiğinden bahsettiğimi düşünebilir ama bence daralan zaman kavramı daha farklı bir anlam ifade ediyor zira on sene öncesine göre yaptığınız uçak seferleri için harcadığımız zaman çok fazla değişmedi ancak okyanus ötesi bir üreticiden bir ürünü ithal etmek istediğinizde artık elinizi daha çabuk tutmanız gerekiyor. Toplantılara daha az zaman harcamanız, sonuçlarını daha kısa sürede değerlendirmeniz ve rakiplerinize göre çok daha kısa zamanda stratejik kararlar vermeniz gerekiyor.

Zamanı kısaltan unsurların başında küçülmekte olan teknoloji var. Bilgiye erişim hızımızın artması bir diğer değişken ancak bunun küçülerek evrilen teknolojinin en doğal sonucu olduğunu düşünürsek çokta farklı bir yere götürmüyor bizi. Zaman geçtikçe teknoloji küçülüyor, teknoloji küçüldükçe zaman daralıyor. Sanırım daralan zamanın getirdiği modern stres ve problemlerden kurtulmak için zaman zaman teknolojiden uzak bir hafta sonu veya iki üç günlük bir kaçamak tatil yapmak hepimize iyi bir doping etkisi yapabilir. Depoladığımız enerjiyi ise dar zamanları genişletmek için kullanmakta fayda var.

Küçülen teknolojiden söz ettiğimize göre Intel’in geçen sene geçtiği 45nm (nanometre) teknolojisinin, bu senenin ikinci yarısında AMD tarafından takip edileceğini belirtmek ve altını çizerek vurgulamak lazım. Her sene biraz daha sönük geçen ve Almanya’nın Hannover kentinde düzenlenen CEBIT fuarında, bu sene AMD 45nm teknolojisine sahip ürünleri ile alakalı bazı bilgiler verdi. Muhtemelen aklınızda; “Nedir bu nanometre?” gibi bir soru varsa hemen cevabını verelim; Nano aslında Latince’de cüce anlamına gelen bir kelime ve nanometre ölçü olarak metrenin milyarda biri anlamını taşır. INTEL, AMD gibi elektronik işlemci üreticileri ise nanometre kavramını bir üretim tekniği olarak kullanırlar. Bu üretim tekniğinde bahsi geçen 90nm, 60nm, 45nm gibi değerler küçüldükçe tüketilen enerji miktarı azalır ve dolayısı ile azalan ısınma problemleri doğrultusunda soğutma ihtiyaçları da düşer. Bunu çok önemli bir konu olarak görüyorum zira giderek artan enerji ihtiyacını yakın bir gelecekte karşılamak için ciddi bir darboğaz yaşanması bekleniyor. Eğer daha fazla enerji satın alamayacaksanız elinizdeki mevcut enerjiyi daha verimli kullanmak zorundasınız. Bu yüzden yapacağınız yeni yatırımlarınızda 45nm teknolojisine sahip daha az enerji tüketen ve daha az ısınan işlemciler kullanmanızı tavsiye ediyorum.

12 Mart 2008 tarihinde gerçekleştirdiği bir lansman ile Microsoft 2008 ürün ailesini tanıttı. Windows ve SQL Server 2008 ile Visual Studio 2008’in tanıtımın yapıldığı lansmanda ürünlerden çok Anadolu Ateşi eşliğinde davul çalarak sahneye çıkan Microsoft Genel Müdürü Çağlayan Arkan dikkati çekti. 2005 yılında Microsoft’un gerçekleştirdiği lansmanda Çağlayan Beyi, HP Türkiye Genel Müdürü Sayın Şahin Tulga ve Intel Türkiye Genel Müdürü Sayın Ege Ertem ile beraber motorcu olarak görmüş ve üçünün Beşiktaş üzerinden motosikletleri ile beraber sahneye geldikleri bir şov seyretmiştik. Üç veya dört sene sonra gerçekleşmesini beklediğim lansmanda Çağlayan Bey’in ne şekilde sahneye çıkacağını merakla bekliyorum.

İşin eğlenceli şov tarafı bir yana bırakılırsa, MS Windows Server 2008 çok güçlü özellikler ile geliyor. Microsoft, Hyper-V Sunucu Sanallaştırma teknolojisi ile birden fazla işletim sistemini tek bir güçlü makine üzerinde fiziksel sınırlandırılmalardan arıtılmış olarak çalıştırmanın mümkün hale gelebileceğini söylüyor ve bunu performanslı bir şekilde çalışır hale getirmiş görünüyor. Hyper-V teknolojisi işletmeler için çok önemli zira gerek ilk yatırım maliyetlerinin düşürülmesi gerekse giderek artan enerji tüketiminde, cihaz sayılarını azaltarak elektrik tasarrufu yapmaya olanak sağlamakta. Hyper-V teknolojisini ve Windows Server 2008’i yapacağınız her türlü yeni yatırım ve planladığınız sunucu konsolidasyonu için kesinlikle göz önünde bulundurmanızı tavsiye ediyorum. Öte taraftan bir test ortamında gerekli çalışmaları yapmadan doğrudan bir geçişe çok sıcak bakamıyorum. IT Yöneticilerinin bu noktada doğru planlama yapmaları gerekiyor.

Sanallaştırma çalışması yapan bir diğer firma ise Sun Microsystem. Sun, VMware ile gerçekleştirdiği bir anlaşma çerçevesinde x64 platformundaki sistemlerinde artık VMware ile sanallaştırma çözümleri sunacak. Windows Server 2008’a alternatif olarak Sun’ı kesinlikle göz ardı etmemek lazım. EMC gibi güçlü bir yazılım devinin, VMware gibi yıllardır oluşturduğu bilgi ve deneyimini bünyesinde kullanmak Sun’a büyük avantajlar sağlayacaktır.

64 bit platformu her geçen gün daha fazla yaygınlaşmakta. Bu güne kadar kullandığım bilgisayarlarda ihtiyaç hissetmedim ancak MS Vista’nın bir bellek canavarı olması ve oyunlar başta olmak üzere her türlü uygulamanın artan bellek ihtiyacı, yakın bir gelecekte 4 GB üzerinde bellek kullanmamızı gerektirebilir. Standart 32 Bitlik sistemler maalesef teknolojileri gereği 4 GB üstü belleği destekleyemiyor. 64 bit destekleyen işletim sistemi olarak Windows Vista’nın çeşitli sürümleri mevcut. Öte taraftan Linux cephesinde tanınan pek çok dağıtımın 64 bit versiyonu bulunuyor. 64 Bit kavramının yavaş yavaş hayatınıza girmesine izin verin.

Pek çok CEO ve üst düzey yöneticinin en büyük problemlerinin başında, hızlı bir mobil hayata paralel olarak mümkün olduğunca az yükü beraberlerinde dolaştırma gayreti vardır. Ancak bu gayreti sekteye uğratan en önemli faktör genelde dizüstü bilgisayarlar olur. Satın alırken hafifliğine aldandığınız bir dizüstü beraberinde taşıyacağınız adaptörü, çantası, fare ve benzeri donanımlar ile bir anda üç kiloya varan ağırlıklara kolayca ulaşabilir. Pek çok kişinin aksine ben MacBook Air almanızı tavsiye etmeyeceğim. Dünyanın en ince dizüstü bilgisayarını üretmiş olabilirler ama kesinlikle en hafif olanı değil. Ayrıca bir süredir Macintosh bilgisayarları kullanmak zorunda kalıyorum ve kesinlikle söylendiği gibi çökmeyen bir sistem değil. Bu deneyimlerimi başka bir zamana erteleyerek Toshiba’nın piyasaya sunduğu Portege R500’den bahsetmek istiyorum. Toshiba sadece 779 gram ağırlığında bir dizüstü bilgisayar üretmiş ve oldukça güçlü özellikler ile donatmış. Teknik detayları belirtmeye gerek yok. Eğer ki aradığınız hafif bir dizüstü çözümü ise R500 paranın satın alabileceği en iyi seçenek. Ancak her gülün bir dikeni vardır ve R500’de bir optik sürücü (DVD, CD) yok. Eğer dâhili bir optik sürücüye ihtiyacınız varsa cihazın ağırlığı biraz artıyor ancak yinede 1 kg altında kalıyor. Bir diğer önemli avantaj ise ayrıca alınabilecek ve orijinal pil boyutlarından hiçbir farkı olmayan ekstra dayanıklı pilinin olması. Bu pil sayesinde 12,5 saat gibi inanılmaz bir süre R500 çalışmaya devam edebiliyor.

İnsan kimi zamanlar tarif edilmez bir zihinsel yorgunluk ile karşı karşıya kalabilir. Ofis ortamının havasızlığı, öğle yemeğinin ağırlığı, uzun süredir üzerinde çalıştığınız bir rapor veya personeliniz ile geçirdiğiniz bir toplantı sonrası bunca işi neden başınıza sardığınızı düşündüğünüz anlar… Sebebi her ne olursa olsun kısa süreli aralar vererek zihniniz boşaltmanız, bunu yaparken dikkatinizi toplamaya yönelik alıştırmalar yapmanız mümkün. Size tavsiyem Google üzerinden “Mahjong Solitaire” kelimelerini aratmanız. Mahjong Solitaire tanınmış Mahjong oyunundan biraz farklı ancak temel olarak aynı taşlar ve yerleşim ile oynanıyor. Yapmanız gereken sağında veya solunda herhangi bir taş ile kapalı olmayan çift taşları bularak tahtadan çıkartmak. Eğer çok zor geldiğini düşünecek olursanız standart solitare veya mayın tarlası oynayabilirsiniz. 🙂

Sanırım bizim kızlar atçılık veya dalaş gibi karmaşık bir takım bebek oyunları oynamak için beni çağırıyorlar. Teknoloji ile bütünleşen hayatımın, daralan zaman kavramı ile bunaldığı şu hengâmesinde, yazıma son vermek için güzel bir fırsat olarak görüyorum.

Kötüİdare ederİyiÇok iyiMükemmel (5 kişi değerlendirmiş, ortalama: 5 üzerinden 4,00)
Loading...
Bu Haberi Yazdır Bu Haberi Yazdır ePosta ile Gönder ePosta ile Gönder

Konu ile alakalı aklınıza ne geliyorsa şimdi GOOGLE'da arayın.

Özel Arama

Yorum Ekle